www.zafersen.com

Irak Suriye Kirman Selçukluları

Irak Selçukluları  (1119-1194)

Sencer, Sultan Mehmed Tapar'ın oğlu Mahmud'un hükümdarlığını tanımamıştı. Kendini sultan ilan ederek Mahmud'un üzerine yürüdü. Yapılan Save Muharebesinde (1119) onu yenerek esir etti. Ancak ona kötü muamele yapmayarak kızlarından birisi ile evlendirmek suretiyle kendisine damat yaptı. Yapılan anlaşmaya göre Rey tarafları Sencer'de kaldı. İmparatorluğun batı tarafları Sencer'e tabi olmak şartıyla Mahmud'a verildi. Böylece merkezi önce İsfahan, sonra da Hemedan olan Irak Selçukluları Devleti ortaya çıkmış oldu.

Abbasi halifesi dünyevi salahiyetleri geri almak amacıyla Selçuklulara karşı siyasi bir mücadeleye girişince, Sultan Sencer Irak Selçuklu meliki Mahmud'u halifeyi yasal sınırlar içerisine çekmekle görevlendirdi. Mahmud, yenilgiye uğrattığı halife ile Irak-ı Arab bölgesinde hakimiyetinin devam etmesini sağlayacak şekilde bir anlaşma da yaptı. Bu durum Sultan Sencer'i rahatsız ettiği için Mahmut Rey'e çağırılarak ikaz edildi. Mahmut, bu olaydan kısa bir süre sonra Eylül 1131'de vefat etti.

Mahmud'un ölümü üzerine küçük yaştaki oğlu Davut, devlet ileri gelenleri tarafından Irak Selçukluları tahtına çıkarıldıysa da, hanedanın diğer üyeleri Mesud ile Selçuk Şah bunu kabullenmeyerek harekete geçtiler. Irak tahtını ele geçirmek için Abbasi halifeliği ile de ittifak kuran muhaliflerin amacı Sultan Sencer'in Irak-ı Arab ve Irak-ı Acem üzerindeki metbuluk haklarına son vermekti. Sencer'in Irak tahtına çıkarmak istediği kişi ise yeğeni Tuğrul idi.

Sencer kendisine karşı kurulan bu ittifaka karşı Batı seferine çıktı. Taraflar arasında Mayıs 1132 Dinever'de yapılan savaşı kazanan Sencer, Irak Selçukluları tahtına Tuğrul'u geçirerek Horasan'a döndü. Sencer'in Irak'tan çekilmesi üzerine Tuğrul'un hükümdarlığına itirazlar başladı. Mehmet Tapar'ın oğulları Davud ile Mesud birleşerek Tuğrul'a karşı 1133 yılında harekete geçtiler ve onu yenerek İsfahan ve Rey gibi önemli şehirleri de ele geçirdiler. Ancak Tuğrul daha sonra 1134'te topladığı kuwetlerle tahtını tekrar geri almayı   başardı.

Tuğrul'un 24 Ekim 1134'de ölümünden sonra Mesud, Hemedan'a gelerek Irak Selçuklu hükümdarlığını ele geçirdi. Mesud saltanatının ilk yıllarında Halife Müsterşid ile ters düştü. Bunun esas sebebi halifenin dünyevi yetkiler peşinde koşması ve bunun için asker toplaması idi. Halife, Mesud'a karşı savaşa başlamadan evvel hutbelerde Sencer ve şehzade Davud'un adlarını zikretmeye başladı. Böylece Mesud'a karşı sultan ve diğerlerinin sempatisini kazanarak, ortak cephe oluşmasını önlemeye çalışıyordu. Ancak 1135'te yapılan savaşı kaybeden Halife Müsterşid, yapılan anlaşmayla eski statüsüne razı oldu. Böylece Irak-ı Arab yeniden Selçuklu hakimiyetine geçti. Halife Müsterşid, Bağdad'a dönmeye hazırlanırken Batıniler tarafından öldürüldü. Yerine halife seçilen Raşid, Selçuklularla yapılan anlaşmayı kabul etmediği gibi, hutbeden Sencer ve Mesud'un adını da kaldırdı. Bunun üzerine Sultan Sencer'in talimatıyla harekete geçen Mesud, halifeyi Bağdad'ı terk etmek zorunda bıraktı. Ağustos 1136 da Sultan Sencer'in talimatıyla Abbasi hanedanından Abdullah, "Muktafi" unvanıyla yeni halife tayin edilerek Abbasi Halifeliği tekrar Selçuklulara tabi hale getirildi.

Sultan Sencer vassal devlet ilişkileri çerçevesinde Irak Selçuklu Devleti'nin iç işlerine karışmaya devam etti.  Bazı vezirlerin tayini doğrudan Sultan Sencer tarafından yapıldığı gibi, mali işler de kontrol altında tutuldu. Sultan Mesud zamanında Irak bölgesindeki bazı Selçuklu beylerinin isyan ettiğini görmekteyiz. Bu dönemde gerek halifelerin, gerekse emirlerin isyanında başrolü Musul Atabeyi İmadeddin Zengi oynamıştır. Bu bakımdan İmadeddin Zengi, dönemin tarihçileri tarafından ortaya çıkan iç isyanların ele başısı olarak gösterilmiştir. Sultan Mesud zamanında Haçlılarla da mücadeleler olmuştur. Aynı şekilde Kafkaslarda Gürcülerle yapılan mücadelelerde önemli başarılar kazanıldı. Kirmanşahlarla evlilik yolu ile iyi ilişkiler kurulmuştu. Ömrü içerde ve dışarda mücadelelerle geçen Sultan Mesud 1152 tarihinde hastalanarak  öldü.

Şahsiyetli ve kudretli bir hükümdardı. Onun zamanında Irak Selçuklu Devleti en parlak dönemini yaşamıştır.

Sultan Mesud'dan sonra Irak Selçuklu tahtına geçenler 1152-1194 yılları arasında dahili mücadelelerle uğraşmak durumunda kalmışlardır. Devlet içerisinde istikrar  sağlanamamış ve devletin kısa ömrüne taht mücadeleleri damgasını vurmuştur. Son Irak selçuklu sultanı Tuğrul'un, Rey yakınlarında yapılan bir savaşta 1194 yılında ölümü ile birlikte Irak Selçuklu Devleti'de tarihe karışmıştır.

Kirman  Selçukluları (1040-1187)

Dandanakan Savaşı Selçuklu tarihinin en önemli olaylarındandır. Bu zafer ile birlikte Türk tarihinde önemli bir rol oynayacak olan Selçuklu İmparatorluğu kuruluyordu . Selçuklular bu zaferden sonra topladıkları kurultayda, devleti Türk devlet anlayışına uygun olarak hanedan üyeleri arasında pay etmişlerdi. Bu paylaşım da Kirman bölgesi Çağrı Beyin en büyük oğlu Kavurd'a verilmişti. Kirman vilayetine Selçuklu akınları ilk olarak 1042-1043 yıllarında başladı.

Melik Kavurd, emrindeki birlikleriyle, Büveyhilerin elinde bulunan Kuzey Kirman bölgesini ele geçirdi (1048). Böylece Kirman Selçuklu Devleti de kurulmuş oldu. Buranın geliri devletin giderlerini karşılayacak ve bölgede yaşayan halkı besleyecek durumda değildi. Devleti ayakta tutabilmek amacıyla yeni yerler fethetmek gerekiyordu. Bu amaçla harekete geçen Kavurt Bey, kısa sürede bütün Kirman bölgesini ele geçirdi (1050-1051).

Melik Kavurd Kirman bölgesine hakim olduğu sırada, Arab yarımadasının doğusu da Şii Büveyhilerin elindeydi. Kavurd Umman bölgesini almaya karar vererek Hürmüz emiri Bedr İsa Caşu'nun temin ettiği gemilerle buraya sefer yaparak Umman'ı ele geçirdi. Böylece Selçuklu tarihinde ilk defa, deniz aşırı bir sefer de gerçekleştirilmiş oldu. Kavurd Umman'dan sonra Kirman'a komşu Fars üzerine yürüyerek orada da Selçuklu egemenliğini sağladı (1062).

Büyük Selçuklu imparatoru Tuğrul Bey'in 4 Eylül 1063 yılında ölümü üzerine çıkan taht kavgalarına Kavud Bey de katıldı. Ancak kardeşi Alp Arslan'ın başkenti ele geçirerek Selçuklu tahtına oturduğu haberini alınca bu mücadeleden vazgeçerek  onun hükümdarlığını kabul etti. Melik Kavurd bir süre sonra Alp Arslan'a isyan etmesi üzerine üzerine 1067 yılında ordu sevk edildi. Alp Arslan karşısında tutunamayan ve yenilgiye uğrayan Kavurd kaçtıysa da Sultan tarafından affedildi. Ancak saltanat iddiasından vazgeçmeyen Kavurd, iki yıl sonra Fazlı1ye ile birleşerek yeniden isyan etti. Nizamü'l-Mülk'ün gayretleriyle asilerden Fazlı1ye yakalandı. Kavurd üzerine yürümek isteyen Alp Arslan, kendi ordusu içinde bir kısım askerlerin Kavurd'a sevgi tezahüründe bulunması üzerine durumdan endişelenerek seferi yarıda bırakıp Kirman'ı terk ile başkente  döndü (1069).

Kavurd Melikşah'ın saltanatı sırasında da isyan etmiş ve Selçuklu tahtını ele geçirmek için harekete geçmişti. Ancak Melikşah, asi maçasına babası kadar merhametli olmadı. Selçuklu ordusu ile yaptığı bu savaşı kaybeden Kavurd, yakalanarak yay kirişi ile boğduruldu (1073).

Kavurd Bey, Adil, cesur ve iyi bir idareci olmasına rağmen Selçuklu tahtını ele geçirmek için giriştiği sayısız  mücadeleler  sonunda hayatına mal olmuştur.

Melik Kavurd'dan sonra oğlu Sultanşah kardeşleriyle giriştiği mücadeleyi kazanarak 1074 yılında Kirman Selçukluları tahtına oturmuştur. Kısa süre sonra Sultan Melikşah Kirman üzerine yürüdü. Kaynaklarda bu seferin sebepleri hakkında fazla bir bilgi yoktur. Sultanın karşısında dayanamayacağını anlayan Sultanşah elçiler göndererek anlaşma zemini aradı. Melikşah onu affederek yerinde bırakarak İsfahan'a döndü. Sultanşah 1085'te  öldü.

Sultanşah'tan sonra Kirman Selçuklularının tahtına Turanşah geçti. Turanşah tahta geçtiğinde askerlerin şehir içinde sivil evlerde kalmasının mahzurlarını görmüştü. Bu olumsuzlukları düzeltmek için bazı imar faaliyetlerinde bulundu. Kirman Selçukluları Melik Kavurd'un ölümünden sonra Fars hakimiyetini kaybetmişlerdi. Turanşah bölgeye iki sefer yaparak Fars bölgesini tekrar itaat altına aldı. Turanşah zamanında önemli olaylardan biri de Umman halkının isyanı idi. Bu isyan kısa sürede bastırılarak Umman halkı yeniden itaate alındı. Uygulama alanına koyduğu icraatlarıyla kendi hakkında olumsuz düşünenleri yanıltan Turanşah, 13 yıl hükümdarlıktan sonra 1097'de  öldü.

Turanşah'ın ölümünden sonra yerine 5 Kasım 1097'de oğlu İranşah, Kirman tahtına geçti. İranşah bir Selçuklu hanedanına yakışan tavır sergilemekten çok uzaktı. Günlerini zevküsefa içerisinde eğlence ve içki alemleriyle geçirmekteydi. Bir süre sonrada kötü arkadaşlarının etkisiyle Batıni mezhebine girerek, kadı ve ulemadan bazılarını öldürttü ve halka kötü davranmaya başladı. Onun bu davranışı üzerine  Çolak Bazdar adında bir Türkün liderliğinde halk ayaklandı. Devrin Şeyhülislamı ve kadılardan alınan fetva ile İranşah'ın islam dinine zarar verdiği için öldürülmesine karar verildi. Durumun aleyhine döndüğünü gören İranşah aman dilediyse de olayların önüne geçemedi. 1101 yılında yakalanarak öldürüldü.

İranşah'ın ölümünden sonra Arslanşah, Kirman Selçukluları tahtına çıkarıldı. İranşah zamanındaki kötü yönetimden ve taht değişikliğinden faydalanan Umman halkı yeniden isyan etmişti. Arslanşah Umman'ı yeniden itaat altına aldı. Fars bölgesi Kirman Selçuklularının hakimiyetinde olasına rağmen bölge halkı ile ilgilenilmemiş, ihmal edilmişti. Bu sebeple Büyük Selçuklu Sultanı Mehmed Tapar, durumu düzeltmesi için Emir Çavlı'yı Fars valiliğine tayin etmişti. Çavlı'nın bu bölgedeki faaliyetleriyle Kirman Selçuklularının Fars hakimiyeti de tehlikeye girmişti. Kısa süre sonra Emir Çavlı ile Arslanşah savaşın eşiğine geldi. Arslanşah topladığı kuvvetlerle Çavlı'ya ani bir baskın vererek yenilgiye uğrattı (1115). Emir Çavlı daha sonra tekrar Kirman üzerine sefere çıkmak için hazırlıklara başladıysa da  ölümü buna fırsat vermedi.

Melik Arslanşah doğuda Sultan Sencer'e bağlı olmasına rağmen, batıda da Irak Selçuklularıyla iyi ilişkiler kurmuştu. Arslanşah'ın 1145 yılında ölümü üzerine Oğullarından Muhammed, kardeşi Selçukşah ile giriştiği taht mücadelesinde kazanan taraf oldu. Taht mücadeleleri sırasında Kirman Selçuklularının bir zamanlar elinde olan Fars bölgesinde Salgurlular devleti hakim olmuştu. Melik Muhammed 27 Haziran 1156'da öldü. Adil, becerikli, alim, uzak görüşlü, alimleri seven, ilme önem veren bir hükümdardı. Onun devrinde Kirman emniyet içinde  sakin bir hayat sürmüştür.

Melik Muhammed öldüğü zaman oğlu Tuğrulşah Kirman Selçukluları tahtına oturdu. Babası zamanında iyi ilişkiler kurulan Salgurlular ile dostluğu devam ettirdi. Tuğrulşah devri Kirman Selçukluları tarihinde önemli bir yer tutar. Zira bu devirde atabeyler, hükümdarlar üzerinde etkili olmaya başlamışlardı. Bu devirde önemli atabeylerden biri Alaeddin Bozkuş idi. Melik Tuğrulşah 1170 yılında öldü.

Tuğrulşah'ın ölümünden sonra Kirman Selçuklularında bir fetret devri başladı. Kardeşler arasında taht kavgaları başladı. Bu kavgalar Kirman Selçuklularının yıkılmasında en önemli etkenlerdendir. Devletin yönetimi atabeglerin eline geçmişti. Atabeg olmak isteyen emirlerde birbirleri ile kavga ediyorlardı. Ayrıca şehirler yağmalanıyor, ekonomik olarak devlet zayıflıyordu. Bu fetret devrinin en önemli olayı Oğuzların Horasan'dan Kirman'a gelmeleridir. Oğuzlar kısa sürede Kirman'a hakim oldular (1183). Oğuz beylerinden Dinar, Kirman'ın önemli şehirlerini birer, birer ele geçirmeye başladı. Oğuz beyi Dinar, son olarak devlet merkezi Berdesir'i ele geçirerek Kirman Selçuklularına son verdi (1187).

Kirman Selçuklu hükümdarları bilinçli bir iktisadı siyaset takip etmişlerdir. Ticaret yollarını kendi ülkelerinden geçirmek için özel gayret gösterdiler. İmar faaliyetlerine önem vererek ülkelerini mamur hale getirdiler. İlim ve kültürün gelişmesi için çok çalıştılar. Bu devletin yıkılmasında en önemli rolü şüphesiz Oğuzlar (Türkmenler) oynamıştır. Diğer bir sebep ise taht kavgalarıdır. Taht kavgalarından zayıflayan devleti Oğuzlar kolayca ele geçirdiler. Yaklaşık yüz elli yıl bu bölgede yaşayan Selçuklular bölgeye büyük hizmetler yapmışlardır. Onların döneminde Kirman tarihinin en güzel yıllarını yaşamıştır.

Suriye Selçukluları (1070-1117)

Dandanakan Savaşından sonra Selçuklu komutanları Suriye ve Filistin'e gelerek buraları fethetmişlerdir. Bu bölgedeki fetihler daha sonra buralarda bir Selçuklu Devleti'nin kurulmasını sağlamıştır. Kaynaklardan anlaşıldığına göre Suriye ve Filistin bölgesine gelen ilk Selçuklu kumandanları Hanoğlu Harun, Afşin, Sunduk, Kurlu, Atsız ve Şöklü'dür. Suriye'ye gelen ilk Emir Hanoğlu Harun, bin Türkmen atlısıyla Anadolu'dan Haleb bölgesine gelmiştir. Suriye bölgesine gelen diğer kumandanlardan Kurlu, emrindeki Türkmenlerle Filistin'e gelerek, başkenti Remle olan ve Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlı bir Türkmen beyliği kurmuştur (1070). Kurlu'nun ölümünden sonra beyliğin başına Uvakoğlu Atsız geçmiştir (1071). Atsız zamanında Suriye ve Filistin'de Mısır Fatımı hakimiyetine son verilmiştir. Atsız 1071 yılında Kudüs'ü ele geçirerek, burasını Selçuklu Melikliğinin başkenti yapmış, hutbeyi de Abbasi Halifesi ve Alp Arslan adına okutmuştur.

Atsız Kudüs meselesini hallettikten sonra Suriye'nin önemli şehirlerinden Dımaşk'ı (Şam) alabilmek için harekete geçti. Ancak Atsız'ın bölgedeki diğer Türk Beylerinden Şöklü ile aralarında anlaşmazlık çıktı. Atsız'a karşı başarılı olamayacağını anlayan Şöklü, Anadolu'da henüz yeni devlet kurmuş olan Kutalmışoğulları'nı bölgeye davet etti. Kutalmışoğullarından Alpilik ve Devlet bu davet üzerine gelip Şöklü'ye katıldı. Müttefikler, Mısır Fatımı Devleti'nin yardımına sağlamak amacıyla da "Şii Mısır halifeliğine bağlı" olduklarını ilan ettiler. Bu durum karşısında harekete geçen Atsız 1075 yılında, Şöklü ve müttefiklerinin üzerine yürüyerek onları mağlup edip, gelişmeleri de Sultan Melikşah'a bildirdi. Atsız, Fatımılerin yönetiminde bulunan Trablusşam ve Sur şehirlerini de fethederek,  bu bölgelerde hutbeyi Abbasi Halifeliği ve Selçuklu hükümdarı adına okuttu (1075-1076). Ancak bütün bu gelişmelere rağmen Sultan Melikşah Atsız'ı görevden alarak yerine Tutuş'u atamak istedi. Atsız, bu haksızlık karşısında sultana etkileyici bir mektup yazdı. Nizamü'l-Mülk'ün de Atsız'ı desteklemesi üzerine sultan bu yanlış kararından vazgeçti. Bu olaydan sonra yerini sağlamlaştıran Atsız, Dımaşk'ı (Şam) yeniden sıkıştırmaya başladı. Bir süre sonra şehir ileri gelenleri ile anlaşarak 1076 yılında şehri teslim aldı. Suriye Selçuklu Melikliğinin başkentini Kudüs'ten Şam'a taşıyan Atsız, halka iyi davranarak onlara yiyecek, içecek dağıttı. Çiftçilere de tohumluk dağıtarak hızlı bir şekilde üretime geçmelerini teşvik etti. Tahribata uğrayan şehri onartmak için uğraştı. Atsız'ın bu gayretleri kısa sürede neticesini vermiş, fiyatlar düşmeye başlamış, daha önce buralardan kaçan halk yeniden şehre dönmeye başlamıştır. Atsız Yafa ve Askalan hariç bütün Filistin ve Suriye'yi ele geçirerek buradaki Fatımı egemenliğine son verdi. Abbasi Halifeliği ve Selçuklular için devamlı mesele çıkaran Şii Fatımı Devleti'ne son vermek isteyen Atsız, 1076 yılında Mısır üzerine sefere çıktıysa da başarısız olarak geri döndü.

Sultan Melikşah Atsız'ın Mısır seferinde yenilerek öldüğü haberini almış ve bölgeye Tutuş'u idareci olarak tayin etmişti., Gence'den Diyarbakır bölgesine geldiği zaman Atsız'ın sağ olduğunu ve Suriye'ye döndüğü haber alan Tutuş, durumu Melikşah'a bildirdi. Bunun üzerine Sultan Melikşah Tutuş'a Kudüs'e değil, Halebe gitmesini emretti. Bu sırada Filistin ve Suriye'yi ele geçirmek için harekete geçen Fatımi ordusu 1079'da, Filistin'i işgal ettikten sonra Dımaşk üzerine yürüdü. Zor durumda kalan Atsız, Tutuş'tan yardım istedi. Bu yardım talebi üzerine Tutuş'un derhal harekete geçerek Dımaşk önlerine gelmesiyle Fatımi ordusu kuşatmayı kaldırarak geri çekildi. Atsız şehrin dışında karşılayıp itaatini bildirdiği Tutuş tarafından kısa bir süre sonra kardeşiyle birlikte yayı kirişiyle boğdurulmak suretiyle öldürüldü. Böylece Tutuş, bütün Suriye ve Filistin şehirlerine hakim oldu (1079).

Tutuş melikliği sırasında halka iyi davranmıştır. Başkent Dımaşk ve çevresinde bir çok imar faaliyetinde bulundu. Kısa sürede şehirde normal hayata dönüşü sağladı. Suriye Selçuklu Melikliği genel olarak Büyük Selçuklu Sultanlığını metbu olarak tanımış, devletin kurucusu Atsız, tabilik-metbuluk konusunda hiçbir problem çıkarmamıştır. Tutuş da, 1092 yılında Melikşah'ın ölümüne kadar "melik" unvanını kullanmıştır. Büyük Selçuklularla hiçbir şekilde çatışmaya girmemiş ve Melikşah'a da sürekli bağlılığını bildirmiştir.

Bu sırada Anadolu'da fetihlerde bulunan Süleyman Şah'ın Antakya bölgesine geldiği görüldü. Bizans valisi Philaretos'un elinde bulunan Antakya içten içe kaynıyordu. Şehrin Bizans valisi çok sert ve acımasız bir kimse idi.  Valinin şehirde bulunmadığı bir sırada oğlu Barsama ve şehir şahnesi İsmail Antakya'yı Kutalmış oğlu Süleymanşah'a teslime karar verdiler. Aynı zamanda Tutuş ve Müslim'de Antakya'yı almaya çalışıyorlardı. Süleymanşah çok gizli hareket ederek onlardan önce şehrin yakınlarına geldi. İçeriden yapılan yardım sayesinde şehir kapıları açıldı. 12 Aralık 1084 yılında şehri ele geçiren Süleymanşah, bundan sonra Haleb üzerine yürüyerek kuşattı. Şehir ayanı Haleb'in Büyük Selçuklu sultanına ait olduğunu ve ancak Sultan Melikşah'ın izni ile şehri kendisine teslim edeceklerini söylediler. Melikşah'tan haber gelinceye kadar Süleymanşah Halep çevresindeki diğer yerleşim yerlerini ele geçirdi.  Melikşah'tan haber gelmemesi üzerine şehri yeniden kuşattı (1086). Haleb'liler bu seferde Dımaşk'ta bulunan Tutuş'a haber göndererek şehri kendisine teslim edeceklerini bildirdiler. Bu haber üzerine harekete geçen Tutuş, Süleymanşah ile karşı karşıya geldi. 1086 yılında Aynu Seylem'de yapılan savaşta, Süleymanşah yenildi. Kaynaklara göre yenilgiyi hazmedemeyen Süleymanşah hayatına son verdi. Tutuş, anlaşma gereği Haleb'in kendisine teslim edilmesini istedi. Ancak Haleb ayanı sözünde durmayarak oyalama yolunu seçince, şehri kuşatarak aldı  (1086).

Kuzey Suriye'de kendisine bağlı emirler ve vassal devletler arasındaki mücadeleler sebebiyle istikrarın bozulması üzerine Sultan Melikşah bizzat harekete geçti. devrin önemli kumandanlarından Porsuk, Bozan ve Aksungur yanında olduğu halde Aralık 1086'da Haleb önlerine geldi. Bu durum karşısında Tutuş Haleb'i terk ederek Dımaşk'a dönmüştü. Sultan Melikşah, yanında bulunan kumandanlarından Aksungur'u Haleb şahneliğine, Nuh-et Türki'yi kale kumandanlığına ve Hallal'ı da vergi işlerine sorumlu tayin etti. Daha sonra Antakya'ya giden Melikşah, Yağısıyan'ı da Antakya şahneliğine tayin etti. Buradan tekrar Haleb'e dönen Sultan, Suriye'de istikrar sağlayacak gerekli düzenlemeleri yaptı. Bu gelişmeler üzerine başta kardeşi Tutuş olmak üzere bütün vassallar sultana bağlılıklarını arz ettiler. Böylece Tutuş'un siyasi ve askeri faaliyetlerini kontrol altına alan Selçuklu Sultanı, kardeşi Tutuş'a Suriye bölgesinin yönetimini bırakarak Bağdat'a geri döndü.

Sultan Melikşah Suriye seferinden kısa bir süre sonra 1092 yılında ölmüş yerine oğlu Berkyaruk veliaht sıfatıyla sultan ilan edilmişti. Bu durumu kabul etmeyen Tutuş, kendisini Büyük Selçuklu sultanı ilan ederek Suriye de kendi adına hutbe okuttu. Haleb, Antakya ve Urfa valilerine mektuplar yazarak Büyük Selçuklu sultanı olduğunu ve kendisine itaat etmelerini istedi. Onlar da bu isteğe uyarak onun emrine girdiler. Emrine giren yeni kuvvetlerle güçlenen Tutuş, Rahbe, Rakka, Nusaybin ve Musul'u ele geçirdi. Hakimiyet alanını kısa sürede genişleten Tutuş, Abbasi Halifesine baş vurarak Büyük Selçuklu Sultanı sıfatıyla Bağdad camilerinde adına hutbe okutmasını istedi. Ancak halife bu isteği; "Horasan ve Maşrıkta hükümran olarak İslam alemine hakim olması, kardeş çocuklarından taht iddiacısı olarak karşısına hiç kimsenin çıkmaması, başkent İsfahan'da devlet hazinesine hakim olması ve halifelik makamına bağlı olması" şartlarıyla yerine getirebileceğini bildirdi. Tutuş, merkezde sultan ilan edilen Berkyaruk'la savaşmak için Rey yakınlarına geldi. Ancak yanında bulunan Aksungur ve Bozan'ın, kuvvetleriyle birlikte Berkyaruk tarafına geçmesi üzerine yalnız kalan Tutuş, seferi yarıda bırakarak Dımaşk'a geri dönmek mecburiyetinde kaldı (Kasım-Aralık 1093).

Saltanat mücadelesine devam eden Tutuş, kendisine ihanet eden Emirlerden Aksungur ve Bozan'ı cezalandırmak üzere harekete geçti. Haleb'i ele geçirerek Aksungur'u ve Bozan'ı öldürdü. Tutuş böylece kısa sürede yeniden Kuzey Suriye, el-Cezire ve Urfa'ya hakim oldu. Bu sırada oğlu Mahmut'u tahta çıkarmak için uğraşan Terken Hatuna haber göndererek, Berkyaruk'a karşı ittifak teklifinde bulundu. Bu talebe olumlu cevap veren Terken Hatun, Tutuş ile buluşmak üzere İsfahan'dan Hemadan'a gitmek üzere yola çıktıysa da yolda hastalanarak öldü. Buna rağmen, Terken Hatun'un kuvvetlerinin kendisine katılmasıyla Tutuş, saltanat mücadelesinde Berkyaruk'a karşı bir üstünlük elde etti.  Bu arada Mahmut'un çiçek hastalığı sebebiyle ölümü üzerine Berkyaruk'un saltanat yolunda önü açıldı. 1094 yılında sultan ilan edilen Berkyaruk, Tutuş ile Taşlı köyü civarında karşılaştı. 1095 yılında yapılan savaşı kaybeden Tutuş, yaralı olarak ele geçirilmiş sonrasında  da öldürülmüştür.

Tutuş'un Sultan Melikşah'ın ölümünden sonra giriştiği saltanat mücadelesinde başarısız oluşunun birtakım sebepleri vardır. Tutuş emrindeki kumandanlara ve hakim olduğu şehir ve kasabalarda halka zaman zaman çok sert davranmıştır. Onun bu sert ve bazen de zulme varan davranışları onun başarısını engellemiştir. Kuvvetli ve etkili bir kişiliğe sahip olmasına rağmen siyasi yönü zayıf kalmıştır.

Tutuş 24 Şubat 1095'de ölünce geride kalan iki oğlundan Fahrü'l-Müluk Rıdvan Haleb'te diğer oğlu Şemsü'l-Müluk Dokak'ta, Dımaşk'ta kendilerini sultan ilan ettiler. Böylece Suriye Selçukluları birisi Dımaşk diğeri de Haleb olmak üzere birbiriyle devamlı mücadele eden iki ayrı melikliğe ayrılmış oldu. Halep Selçuklu Melikliği 1095-1118 tarihleri arasında, Dımaşk Selçuklu Melikliği ise 1095-1104 tarihleri arasında varlıklarını sürdürmüşlerdir.  Haleb ve Dımaşk Selçuklu melikleri bu tarihten sonra bir taraftan Şii Fatımi Halifeliği ile mücadele ederken bir taraftan da Suriye sahillerine yerleşmiş olan Haçlılar ile mücadele edecektir.