www.zafersen.com

Sadreddin Konevi

TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA BİR İLİM VE FİKİR İNSANI

 SADREDDİN KONEVİ

Sadreddin Konevî 13. asrın ortalarında şöhret bulan bir Türk mutasavvıfıydı. 1207 yılında Konya’da doğdu. Babası, ünlü tasavvuf şeyhi Mecdüddin İshak, Konevî’nin küçüklüğünde vefat etti (1221). Annesi Şam’dan Konya’ya gelen meşhur sûfî Muhyiddin Arabî’yle evlendi. Sadreddin, bu suretle üvey babası olan Arabî’den istifade etti ve sonra da zamanın birçok âlimleri ve şeyhleri de kendisinden faydalandılar.

Sadreddin Konevî, şeyhi ve üvey babası Muhyiddin İbnü’l-Arabî’den ve diğer şeyhi Evhadüddin Kirmanî’den aldığı derslerle kendini yetiştirdi. Özellikle tasavvuf ve hadis sahalarında döneminin önde gelen tasavvuf şeyhlerinden biri oldu. Ömrü boyunca çeşitli dersler vererek insanları ilmiyle aydınlattı. Yaşadığı dönemde birçok mürid ve talebe yetiştirdi. Konevî’nin çevresindeki şahıslara okuttuğu çeşitli kitaplarda bulunan kıraat kayıtlarından bu kitapları o dönemde kimlerin okuduğunu öğrenmek mümkündür. Feridun Nafiz Uzluk’un yayınladığı bir kıraat kaydında dönemin ünlü veziri Mu‘îneddin Süleyman Pervâne, Maliye Bakanı konumunda olan Celâleddîn Mahmûd Müstevfî, Emîr Nizâmeddin Evhad, Germiyanoğulları’nın beyi Muhammed’in babası Seyfeddin Alişîr b. Ya‘kûb’un ve başka birçok yönetici ondan hadis ilmini öğrendiler . Bu ve benzeri kayıtlar Sadreddin Konevî’nin ilmî dirâyeti yanında devlet yönetimindeki nüfûzunu anlamak için de önemlidir.

Sadreddin Konevî, İbn Arabî’nin terbiyesi ile yetişti. Konya’da bir zâviyesi ve bir de medresesi vardı. Tasavvuf ve hikmete dair eserleri vardı. Başlangıçta Mevlânâ’nın ululuğunu inkâr edenlerdendi. Sonraları ona bağlananların başında yer aldı. Mevlânâ da ona saygı gösterdi. Mevlânâ, onu zaviyesinde ziyaret etti . Celâleddin Rumî’nin vasiyeti üzerine ölümünde cenaze namazı bu büyük Türk mutasavvıf ve şairinin kıldırdığı rivayet edilmektedir .

Konevî’nin felsefesi tasavvufî bir karakter taşırdı. İzlediği yöntem sezgi yoluydu. Gönül temizliğinin, insanî gerçekleri ve Tanrısal gizleri öğrenmeye götüreceğine inanırdı. Konevî, aklı temel ilke gören felsefecilerin ve kelâmcıların yöntemlerini beğenmezdi. Ona göre akıl, olsa olsa şeriat sorunlarını anlamaya yardım ederdi. Tanrının varlığının en büyük kanıtı, olgun insanın bulunmasıydı. Tanrıyı herkes aynı biçimde kavrayamaz. Her insan onu kendi yeteneğine göre kavrar.

Konevî, varlığı türlü mertebelere ayırdı. Ceberrüt âlemi, soyut anlamlar âlemidir. Melakût âlemi idealar âlemidir. Ancak başka âlemlerden de söz ederdi. İdealar âlemi ruhlar ile cisimler âlemi arasındadır . Sadreddin Konevî çeşitli zıt fiillerin varlığını, Allahın gazap, rahmet gibi sıfatlarının tezahürü için zarurî görmekteydi. Allahın isimleri ve sıfatları tam anlamıyla meydana çıksın diye hayır-şer, gazap-rahmet mazharı olan fiiller göründü. Bunlar olmasaydı isimler ve sıfatlar arasındaki karşıtlık ve dengelilik sırrı belli olmaz, hâlim ve ğafur bilinmezdi . O, tefsir, hadis ve fıkıh gibi şer’i ilimleri okutarak ve öğrencileriyle Müslüman halka bunları aktararak ömrünü geçiren bir din âlimi olmadı. İslâmî ilimleri öğrendi, ama daha çok derûnî zevkler, felsefî bilgiler ve farklı bir tasavvuf hâlesi içinde yetişti. Mütefekkir sûfî, bizzat bilgilerini kendi ruh dünyasında tecrübe ederek yaşayan bir sûfî oldu. Öğrendiklerini  öğretme imkânına kavuşması, ilminin pekişmesine neden oldu. Muhyiddin Arabî’nin Vahdet-i Vücûd hakkında söylediklerini ve yazdıklarını dine ve akla uygun olarak îzâh etti. Nasirüddin Tûsî ile aralarındaki uzun süren münazaralardan sonra, onun üstünlüğünü kabul etti.

Sadreddin Konevî’nin hayatı, zühd ve takva içinde geçti. Haramlardan çok sakınır, şüpheli korkusuyla mübahların fazlasından kaçardı. Hiç kimsenin kalbini kırmamaya dikkat eder, dünya malına meyletmezdi . II. İzzeddin Keykavus o dönemlerde Denizli’de bulunan Ahi Evren’i Konya’ya getirtmek üzere Sadreddin Konevî’yi Denizli’ye gönderdi. O da Ahi Evren’i Konya’ya getirdi. İşte bu tarihten itibaren ise Konevî’yi Konya’da görmekteyiz . Konevî’nin, II. İzzeddin Keykavus’la münasabetlerinin samimi ve iyi olması, Malatya’da Mecdüddin İshak’ın ders halkasında birlikte okumalarından kaynaklanır ve bu Konevî’ye itibarlı bir mevki kazandırmıştır. Konevî, bu tarihten itibaren Konya’da ünlenmeye başladı ve bu şehrin en büyük mutasavvıfı ve şeyhi oldu. İbn Arabî’nin künyesine nispetle teşekkül eden Ekberîye tarikatını temsil etti. Zamanın hükümeti Sadreddin Konevî’ye büyük bir tahsisat ayırıp verdi. Diğer yandan da belli başlı büyüklerin devam ettikleri dersleri sürdürmüş ve konağında hadis okuttu. Konevî, hayatı boyunca devrinin en önemli sûfîleri arasında yer aldı. Diğer taraftan, Mevlânâ, Ahi Evren, Selçuklu Veziri Celâleddin Karatay gibi devrinin ileri gelen birçok devlet adamı ve sûfîsiyle ile yakın ilişkiler kurdu. Bunlarla bilgi alışverişinde bulundu.

Şeyh Sadreddin Konevî, Türkiye Selçuklu ülkesinin Şeyhü’l-İslâmı, bütün zaman şeyhlerinin en eskisi, devrinin ikinci İmam-ı Azam-ı sayılırdı . Konevî, 22 Temmuz 1274’te Konya’da Hakka yürüdü. Bugün bu şehirde hadis okutup tasavvufî ve ilmî dersler verdiği zaviyesine defnedildi. Kabri kendi adıyla anılan mahallededir. Konya’nın önde gelen zenginlerinden Hace-i Cihan’a ait olan bu arazi, oğlu Ali Han’ın amansız sara hastalığından kurtulması üzerine Sadreddin Konevî’ye tahsis etti. Konevî, vefatından önceki son yirmi sekiz senesini burada geçirdi .

Sadreddin Konevî, vefatından sonra Anadolu’da büyük karışıklıkların ortaya çıkacağını öngörerek takipçilerine bu toprakları terkedip Şam’a yerleşmelerini vasiyet etti. Konevî’nin vefatından sonra takipçilerinin Anadolu’yu hemen terkedip Şam’a gitmek yerine önce Tokat ve civarında hüküm süren Pervâneoğulları Beyliği’ne sığındıkları ve Tokat’ta yaşamaya başladıkları anlaşılmaktadır. Bu kişiler şeyhleri Sadreddin Konevî’nin vefatından sonra onun halifeleri gibi davrandılar. Konya’ya dönebilmek için uygun bir zaman ve zemin bulabilmek için çeşitli girişimlerde bulundular. Fahreddin Irakî, Tokat’ta kendisine tahsis edilen dergâhta şeyhlik makamında halkı irşada çalışırken Müeyyidüddin Cendî bu grubun temsilcisi olarak devrin Abbasî halifesiyle görüşmek için Bağdat’a gitti, ama herhangi bir sonuç elde edemedi. Bu grup daha sonra Tokat’tan Sinop’a geldi ve bir süre sonra buradan deniz yoluyla Şam’a gitmek zorunda kaldılar .

Eserleri: Sadreddin’in eserleri Muhyiddin Arabî felsefesinin Anadolu’da yayılmasında oldukça etkili oldu. Konevî’nin, Muhyiddin’in hayatında birçok hücumlara uğrayan ve İslâmiyet ile uzlaşmış gibi görülen fikirlerini itidalli bir görüşle şerh ve tefsir eden eserleri vardır . Sadreddin Konevî’nin yapıtlarının isimleri çeşitli araştırmacılar tarafından bir liste hâline getirildi. Fakat bu eserlerin isimlerindeki tartışmalar öyle bırakıldı ve muhteva ve yazılış sıraları da tespit edilemedi.

1. Miftâhü’l-Gayb: Sadreddin Konevî’nin en önemli eseridir. Bu eserde Konevî, konusunu “Tanrı’nın âlemle ve âlemin Tanrı ile irtibat ve ilişkisi” diye belirlediği “ilm-i ilâhî”nin bir “ilim” olarak inşâsını ele alır. Buna göre, “ilm-i ilâhî”, bütün ilimler gibi, konusu, meselesi, mebadisi olan müstakil bir ilimdir. Bu ilim, diğer ilimlerle belirli ilişkileri ve ortak yönleri olsa bile, konusunun öneminden dolayı onlardan daha üstün ve önemlidir. Bu ilimde, doğruyu yanlıştan ayırt etmemizi sağlayan ve bir anlamda felsefede mantığın veya dil bilimlerinde Nahiv ilminin gördüğü vazifeyi gören, “miyar” mesabesindeki kaideler vardır. Bu kaideler, şeriat, akıl ve kesinleşmiş müşahedeler ile teyit edilmiş ve doğrulukları tecrübe edilmiş kaidelerdir. Konevî, bu kaideleri en kapsamlı olarak bu eserinde zikreder ve ardından da bu kaidelere göre “ilm-i ilâhî”nin temel meselelerini -sürekli kaidelere atıf yaparak- ortaya koyar.

2. en-Nefehâtü’l-İlâhîyye: Konevî’nin Konevî’nin “varidat”ı diye isimlendirebileceğimiz bir eseridir. Eserde bir yandan kendi ruhsal gelişimini ve manevi tecrübelerini açıklayan ifadelere yer verirken, öte yandan Miftahü’l-Gayb’da ortaya konulan ana fikri ilham ve keşifleriyle destekleyen açıklamalarda bulunur. Ayrıca, bu eser Konevî  gerek kendi hayatı ve gerekse de İbnü’l-Arabî ile ilişkisi hakkında en fazla bilginin bulunduğu eseridir.

3. el-Fukûk fi Kelimât-ı Müstenidât-i Fusûsi’l-Hikem: İbnü’l-Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem’i üzerinde yazılmış kısa, fakat önemli bir şerhtir. Konevî, bu şerhi yazmasının nedenini şöyle açıklar: “Bu insanlar (muhakkik dostları) bana, bu Fusûsu’l-Hikem kitabının mühürlerini çözmemi, kaynağının sırrını açıklamamı, kapalı ifâdelerini açıklamayı temin edecek kilidini açmamı önerdiler. Tahakkuk sahibi olduklarını bildiğim için ve onların irşatlarıyla yaratıcılarına yakınlaşmak için bu önerilerini kabul ettim. Bununla beraber, bu kitabın girişinden başka bir bölümünü İbnü’l-Arabî’nin neşvesine göre şerh etmek istemedim. Fakat Allah bereketi ile beni rızıklandırdı. Bu rızık, İbnü’l-Arabî’nin muttali olduğu şeyi bilmede ortaklıktır. Ona açıklanan şey ile müşerref olmaktır. Sebep ve vâsıta olmaksızın, ilahî inâyet ve zatî rabıta ile Allah’tan bilgi almaktır.”

4. el-Mürâselât: Sadreddin Konevî ve Nasireddin Tusî arasında çeşitli metafizik bahisleri üzerindeki mektuplaşmalardan oluşan bir eserdir. Bu eserde Konevî özellikle İbn Sina felsefesi başta olmak üzere, filozofların çeşitli meselelerdeki görüşlerine eleştiriler yöneltir. Buradan hareketle felsefenin ve aklın imkanlarını tartışır. Konevî, buradaki fikirlerini bütünüyle diğer eserlerinde tekrarlamıştır ve bu yönüyle mektuplardaki ifadeleri, diğer eserlerinin bir devamı niteliğindedir.

5. en-Nusûs fi Tahkîk-i Tavri’l-Mahsûs: Konevî’nin hacim bakımından küçük olmakla birlikte, etkili kitaplarından birisidir.

6. en-Nefahatü’l-İlahîye Şerh Hadisü’l-Erbain (Kırk Hadis Şerhi): Konevî’nin, bu kitabı yazmasının nedenini “Ümmetimden kırk hadis ezberleyen kimse fakih olarak haşredilir” hadisine göre, kırk hadis derleyen âlimlerin adetine uymak” olduğunu belirtir. Bununla birlikte, yirmi sekiz hadise kitabında yer vermiştir ve sadece bir nakil olmamak için de bu hadisleri tasavvufi açıdan yorumlamıştır.

7. Şerhü’l-Esmâi’l-Hüsnâ-Resalefi Hakkü’l-Nehdi: İlahi isimler, Tanrı’yı bilmemizi sağlayan ve Tanrı-alem ilişkilerini mümkün kılan şeylerdir. Bu itibarla, Konevî’nin “ilm-i ilâhî” diye isimlendirdiği ilim, bir anlamda isimlerin bilgisidir. Bu eserinde Konevî, doksan dokuz ilâhî ismi açıklar.

8. Tebsiretü’l-Mübtedî ve Tezkiretü’l-Müntehi: Farsça bir risaledir. Risale bir mukaddime, üç misbah ve bir hatimeden oluşmaktadır.

9. İcazü’l-Beyan (Fatiha Tefsiri): Eser, iki ana bölümden meydana gelmektedir. “Giriş” diye tercüme edilen birinci kısımda Konevî, genel olarak eseri yazmasının nedenini, eserinin içeriğinde bulunan konuları ve eserindeki üslubu hakkında bilgiler verirken, ardından bilgi görüşünü ortaya koyan çok önemli meseleleri ele alır. Bu bağlamda Konevî, hakikate ulaşmada temelde iki yöntem bulunduğunu belirtir: Bunlardan birisi, nazarî deliller ve 99 kıyaslardan hareket ederek, gerçeğe ulaşma çabasıdır ki, Konevî, bunu “burhan yolu” diye isimlendirir. İkinci yöntem ise, kalbin arındırılması, ruhun güçlendirilmesi ile Hakka sülük etmekten ibaret olan sûfîlerin kullandıkları yöntemdir. Konevî, bunu da “müşahede” yöntemi diye isimlendirir. Eserin ikinci kısmı ise, Fatiha Suresinin yorumlanmasıyla ilgilidir.

10. Mevarid Zevi’l-İhtisas ilâ Makasıtü’l-İhlâs :İhlas suresinin tefsiridir.

 

09.09.2020

BİBLİYOGRAFYA :

İbrahim Agah Çubukçu, Sadreddin Konevi, TTK,Ankara ,1989

Nihat Keklik, Sadreddin Konevî Felsefesinde Allah, Kainat ve İnsan, İstanbul ,1957

Ahmet Şeref Ceren , Şeyh Sadreddin Konevi ,Konya ,1995

Ekrem Demirli, Sadreddin Konevi ,TDV İA maddesi ,İstanbul ,2015

Ekrem Demirli ,Sadreddin Konevi’de Bilgi ve Varlık, İstanbul ,2003

Ahmet Eflaki , Ariflerin Menkıbeleri, Trc.Tahsin Yazıcı ,İstanbul ,1964

Azmi Bilgin  “Osmanlı Kaynaklarına Göre Sadreddin-i Konevî”, I. Uluslararası Sadreddin Konevî Sempozyum Bildirileri. Konya,2010