Bayrak

BAYRAK

Ey, mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü!..

Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım,

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım!

Seni selamlamadan uçan kuşun

Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver !

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.

Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.

Kızıllığında ısındık,

Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.

Gölgene sığındık.

Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;

Barışın güvercini, savaşın kartalı...

Yüksek yerlerde açan çiçeğim;

Senin altında doğdum,

Senin dibinde öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:

Yer yüzünde yer beğen !

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim !

 

Arif Nihat ASYA

Biyografi

 


Zafer ŞEN
Tarihçi Yazar

Trabzon Orhahisar'da doğdu.

İlkokul              : Atatürk İlkokulu ,Trabzon
Ortaokul           : Kanuni  Ortaokulu, Trabzon

Lise                  : Affan Kitapçıoğlu Lisesi ,Trabzon

Lisans              : Selçuk Üniversitesi, Eğitim Fakültesi ,Tarih Öğretmenliği ,Konya 

Yüksek Lisans : Selçuk Üniversitesi ,Konya

Doktora            : Marmara Üniversitesi ,İstanbul (Devam ediyor)

                     

Üniversite yıllarında Konya Selçuk Üniversitesi öğrencilerince Tarih Kulübü başkanlığına seçildi.2 yıl bu görevi sürdürdü. Daha sonra bir grup arkadaşıyla Selçuk Üniversitesi Tarih Araştırmaları Topluluğunu kurarak kurucu başkanlığını üstlendi.

2003-2007 yılları arasında yayın yapan www.tarihdefteri.com adlı tarih sitesini kurdu. 

Yayınlanmış 31 adet makalesi  ile "Ama Hangi Tarih" adlı  bir adet kitabı mevcuttur.

 

Çalışma Alanları : ,Selçuklu Tarihi,Osmanlı Tarihi,Ortaçağ Tarihi,Türk Düşünce Tarihi,Yeni ve Yakınçağ Türk Tarihi, İslam Aydınlanması, İslam İlimler Tarihi, Avrupa Tarihi,Sömürgecilik Tarihi, Tarih Eğitimi ve Öğretimi, Türk ve Müslüman Bilginleri

 Evli ve iki çocuk babasıdır.

 

MAKALELERİ

  •     I. Dünya Savaşında Osmanlı Esirleri ve Dramları

  •     Başlangıcından Trabzon'un Fethine Kadar Doğu Karadeniz Bölgesinin Yerleşim Tarihi

  •     Tarih Okuma Rehberi

  •     Rus İşgali Sırasında Trabzon ve Yöresinde Meydana Gelen Tahribat (18 Nisan 1916- 24 Şubat 1918)

  •     Yavuz Sultan Selim'in Trabzon'da Medfun Bilinmeyen Kızı Kamer Sultan ve oğlu  Şehzade Salih

  •     Yavuz Sultan Selim'in İsyan ve İhanete Olan Gazabı

  •     Tarihi Tahrif Projesi: " Muhteşem Yüzyıl "

  •     Osmanlı'da Huzur ve Adaletin Temel Taşı :" Vakıflar "

  •     Avrupa Merkezli Bir Tarih Kurgusu Oluşturma : Rönesans ve Coğrafi Keşiflerin Çarpıtılması

  •     İslâm Tarih ve Kültüründe Kıyamet Alâmetleri

  •     Tarihte Bilinmeyen Bazı Kesitler

  •     Unutulan Dönem Endülüs Tarihine Kısa Bir Bakış

  •     İslâm Devleti Osmanlı'da Mezhep Hürriyeti

  •     Tarih İbret ve Şuur

  •     Coğrafi Keşifler, Rönesans, Reform ve Fransız İhtilâli'nin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri

  •     Trabzon Adının Menşei Nedir ?

  •     Anadolu Selçuklu Devleti Tarihine Bir Bakış

  •     Şark Meselesi Nedir ?

  •      XXI. Yüzyılda Türkiye Nereye Gidiyor ?

  •     Trabzon'da Osmanlı Eserleri

  •     Dünya İslâm Bilim Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Fuat Sezgin'in Keşifleri

  •     Sultan II. Abdülhamid'in Ermeni Milletine Bakışı

  •     Cem Sultan

  •     Pontus İsyanı

  •     Sultan II. Abdülhamid Gerçeği

  •     II.Abdülhamid’in Demiryolu Politikası

  •     Sultan II.Abdülhamid'in Panislamizm ve Denge Politikası

  •     İdeoloji Tarihi Öldürdü Cinayeti Ben Gördüm

  •     Mevlâna Celaleddin-i Rumi

  •     Türk-İslâm Tarihinde Rasathaneler

  •     Vezir Sadettin Köpek

 

KİTAPLARI

- Ama Hangi Tarih ? 

 

 

Çanakkale Şehitlerine

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!”
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!

Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.

Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…

Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif ERSOY

Bu Vatan Kimin ?

BU VATAN KİMİN ?

Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda 
Kendini tarihe verenlerindir.

Tutuşup kül olan ocaklarından, 
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutlarda gaza bayraklarından 
Alnına ışıklar vuranlarındır.

Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.

İleri atılıp sellercesine 
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine 
Şu kara toprağa girenlerindir.

Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan 
Can verme sırrına erenlerindir.

Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil, 
Topun namlusundan görenlerindir.

Orhan Şaik GÖKYAY

İstanbul'a Türk Mührü

Fatih Sultan Mehmed, henüz 21 yaşın­da olmasına rağmen âlim, akıllı, idarede ma­hir, hareketli, hikmetle dolu adil bir padi­şahtı. Hükümdarlığın ve cihangirliğin yüksek meziyetlerini uhdesinde toplamıştı.

Devamını oku...