GenelMakaleleri

TARİHİN BATI TARAFINDAN ÇALINIŞI VE YAĞMASI

Tarihin Batı tarafından ele geçirilişine Tarih Hırsızlığı denir. Bu hırsızlığa gerek tarihi eserlerin fiziki olarak yer değiştirmesi gerekse de Batı orjinli tarih anlayışı dayatması ve zorlaması zihinsel hırsızlık şeklinde değerlendirilmelidir. Ekonomik ve siyasi gücü elinde bulunduran Batı tarihi hem çalmıştır hem de yağmalamıştır. Ne yazık ki ülkemizde ve dünyada Batı hangi tarihi bilgileri verirse tamamen doğru kabul edilmektedir. Bu tarihi hatadır. Bu hatalı kabulün sonuçlarını günümüzde insanlığın sürüklendiği felaketlerden açıkça anlıyoruz.

Tarihi eserlerin yıkılması, bozulması, tahrip edilip yok edilmesi ise Tarih yağmasıdır. Dünya tarihinde bunun örneği çoktur. Amerika kıtasının yağmalanması, Hindistan ve Afrika’nın talan edilmesi, Latinlerin İstanbul’dan, Nazilerin Yahudilerden çaldıkları para bu yağma faaliyetlerindendir. Cengiz Moğollarının Türk Dünyasında ve Anadolu’da yaptıkları, Sömürgeci devletlerin dünyanın çeşitli bölgelerinde yaptıkları gibi. Emperyalistlerin Irak işgalinde Irak’ta ki tarihi eserleri yağmalaması ve eserlerin çoğunu Batılılara satması bu bağlamda insanlık ve tarih vicdanını düzelmeyecek şekilde yaralamıştır.

Aslında dünyada tarihi eserler inşa edildikleri yerde kalırsa bir anlam kazanır. Dönemin devrin ve kültürlerinin medeniyetlerinin izleri taşır. Geleceğe ışık tutar. Ama tarihi eserleri rahat bırakmayanlar mevcut. Onları çalanlar ve hatta yağmalayanlar tarihin her döneminde var olagelmiştir.

Ülkemiz sayısız arkeolojik yerleşim alanı ile adeta tarihi eser cenneti olan çok önemli bir ülkedir. Hal böyle iken, Türkiye’nin tarihi hazinelerinin büyük kısmı yıllar boyunca iştahı kabaranlar tarafından çalınarak yabancı ülkelere kaçırıldı.

Anadolu’da boy göstermiş başlıca medeniyetleri şöyle sıralayabiliriz; Hattis, Hurris, Asuriler, Hititler, Frigler, Urartular, Lidyalılar ve Likyalılar. Bu medeniyetlerden birçoğunda tanıdık efsane geliyor. Birçok tarihi yapı, ana arkeolojik sitelerde gururla sergilenmekte olup, bazıları ise Truva, Bergama, Efes, Priene, Didyma, Hierapolis, Afrodisias, Herakleia, Olympos, Patara, Xantos, Halikarnas, Perge ve Aspendos’tur. Bununla birlikte daha birçok sahil köyü ve kasaba etekleri tarihi eser kalıntılarıyla adeta kutsanmıştır.

Kırsal alanların zenginliği, tarihi ve arkeolojik alanların yüksek sayısı, Türkiye’nin mirasının korunması açısından oldukça zorlayıcıdır. Ancak bu alanları korumak için bugüne kadar çok fazla yasal düzenlemeler yapılmış olup, tarihi eser kaçaklığının önlenmesi için çok sert kanuni tedbirler getirilmiştir.

18. ve 19. yüzyıllarda Anadolu’dan yabancı ülkelere bir dizi tarihi eser kaçırıldı ve şimdi bunlar bu ülkelerin önde gelen müzelerinde sergileniyor ya da müzayedeye tabi tutuluyor. Bunlar Amerika, Birleşik Krallık, Rusya, Fransa, İtalya ve Danimarka da dâhil olmak üzere, birçok ülkenin önemli müzelerinde bulunan büyük tarihi eserlerden meydana gelmekteydi. Türkiye’nin tarihi ve kültürel hazinelerle dolu olduğu, yıllar boyunca bu kadar çok hazinenin kaçırıldığı veya çalındığı konusunda birçok araştırma ve yazılar yayınlandı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü yıllardır gümrük kontrolleri yoluyla ele geçirilen, müzelerde sergilenen veya müzayedelerde satışa sunulan eserleri izlemek için Dışişleri Bakanlığı ile iş birliği içinde çalışıyor. Bakanlık yabancı ülkelere kaçırılan tarihi eserlerin takibini titizlikle yapmaktadır. Bu arada Truva Hazinelerinin Rusya’dan geri dönüşünü sağlamak adına 17 yıldır mücadele veriliyor.

Yurt dışındaki müzelerde ülkemize ait 80 bin eser yer almakta olup, özel koleksiyonlar ve müze depolarıyla birlikte toplam 150 bin tarihi eserin kaçırıldığı tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu üzücü ve düşündürücü durum için sorumlu tutulacak birçok kurum mevcut. Bu sorumluluğa cehalet veya eğitim eksikliğinin de dâhil edilmesi isabetli olacaktır. Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarının tarihsel değerini ihmal ettiği bu nedenle özellikle Almanların Bergama kentini 1867’den itibaren başlayarak aralıksız olarak günümüze dek kazmaya devam ettiği biliniyor. Hal böyle olunca bu antik bölgeden 1870-90 arası 26 yıl boyunca gemiler dolusu taşınan tarihi eserlerimizle Berlin’de Pergamon (Bergama) adlı müzeyi açma cesareti göstermişlerdir.

Emperyalist ülkeler adeta bir güç göstergesi niteliğinde Osmanlı’nın zor günlerinden yararlanıp yasalara aykırı şekilde eserleri Ülkemiz topraklarından kaçırarak kendi halkına ‘bu eserleri ayağınıza kadar getirdik’ mesajı vermişlerdir. Tarihi eser yağması yıllardır adeta aleni bir şekilde ve ulu ortam gerçekleştirilmiştir. Bu beş ülke (Almanya, Fransa, İngiltere, Avusturya ve Amerika) müzelerini Osmanlı’nın Şam ve Bağdat vilayetlerinden ve Anadolu’nun dört bir yanından kaçırdığı eserlerle doldurmuşlardır.

Yasal savaşlar yıllardır devam etmekle birlikte, Ülkemiz ilgili kurumları son on yıldır dünyanın dört bir yanındaki müzelerin eserleri iade alma çabalarını hızlandırmıştır. Ancak Türkiye’nin kararlılığı konusundan rahatsız olan pek çok yabancı uzman olayı çarpıtarak Türkiye’nin Uluslararası sanat savaşı ilan ederek istenilen paha biçilmez tarihi eserleri geri almadığı sürece ülke sınırları içerisindeki kazı izinlerinin yenilenmeyeceği ve tehditlerini yenileyerek yeni oyunlar oynamakla suçladı.

Oysa Türk yetkililer haklı olarak bu iddiayı kabul etmeyip gerekli resmi itirazlarını yaptılar. İyi haber şu ki, Türkiye’nin arkeolojik hazinelerini geri kazanma savaşındaki kararlılığı göz önünde bulundurulduğunda, kaçakçıların paha biçilmez hazineleri satmadan önce iki kez düşünmeleri gerekecektir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yürütülen yoğun girişimler sonucunda yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılan 4 bin 399 eser, yurda kazandırılmıştır.

Önümüzdeki yıllarda, kaçakçılık halkalarının başarılı bir şekilde ortaya çıkarılmasının başarılı olacağını ve eserlerin Türkiye’ye geri dönmesi veya eserlerin iadesi için önde gelen müzeler ile tatmin edici anlaşmalar yapılarak kendi Ülkemiz müzelerinde güvenli bir şekilde sergileneceğini ümit ediyoruz.

Ülkemizden çalınan bazı eserler ve sergilendikleri yerlere de değinecek olursak;

Knidos Antik Kenti/Knidos Aslanı

1857 yılından itibaren Datça’da yer alan ve bir Karya kenti olan Knidos Antik Kenti’nde ilk planlı ve geniş kapsamlı kazılar Vice-Consul Sir Charles Thomas Newton ile başlamış. Bu kazıların yapılmasına izin veren Osmanlı zaman zaman kazıları desteklemiş. Ekibe kazılar esnasında sağlanan geniş olanaklarla birlikte bu antik şehrin en önemli yapıları gün ışına kavuşmuş. Kazılar esnasında ortaya çıkarılan bazı eserler arasında Aslanlı Mezar Anıtı, Demeter Kutsal Alanı, Musalar Kutsal Alanı, Nekropol Alanı, Odeon ve Küçük Tiyatro sayılabilir. Bu eserler arasında gün yüzüne çıkarılanlardan büyük bir kısmı İngiltere’nin başkenti Londra’daki British Museum’a götürülmüş. Knidos Aslanı da götürülen bu eserlerin başında geliyor.

Dionysos Mozaiği

Amerika Worcester Müzesi Hermes çocuk Dionysos’u kucağında taşımaktadır. Antakya’da bulunan M.S.4.yüzyıla tarihlenen mozaik Amerika Worcester Müzesinde bulunmakta.

Aphrodisias Antik Kenti/İhtiyar Balıkçı Heykeli Gövdesi

Berlin müzesi Aydın Geyre yakınlarındaki antik Aphrodisias kentinde Prof. Dr. Kenan Erim başkanlığında sürdürülen kazılar sırasında 1989 yılında Tiberius Portikosu’ndaki havuzda bir mermer baş bulunmuş. Bulunan başın, 1904 yılında Fransız arkeolog Paul Gaudin tarafından yürütülen izinli kazılar sırasında bulunarak gizlice yurt dışına kaçırılan ve daha sonra Berlin Pergamon Müzesine satılan gövdeye ait olduğu tespit edilmiş.

Xanthos Antik Kenti/Payava Lahdi

Likya’nın önemli kentlerinden olan Xanthos Anitk Kenti’nden alınıp Londra’ya götürülen eserlerden biri de Payava Lahdi’dir. Aslında bu şehirden alınan tüm eserlere ‘Likya Mermerleri’ adı verilmekte. Bu kent 1838 yılında yaşamış bir İngiliz aristokrat olan Sir Charles Fellows tarafından bulunmuş. Fellows bu şehri keşfederken aldığı notlarda Xanthos’da büyük miktarda kıymetli kabartmalar bulduğundan bahsetmiş. Bu şehrin mermer kabartmalarını, Psrthenon mermerleriyle kıyaslamış ve ne kadar değerli olduğunu görmüş. Bu değerlendirme üzerine de kabartmaların Londra’ya getirilerek ‘British Museum’ sınırları içinde korunması gerektiğine kanaat getirmiş. Kanaat getirdiği bu kararla da Osmanlı’dan bir ferman çıkartarak bu antik kentten birçok değerli eseri İngiltere’ye taşımaya başlamış. Bu arada ‘Likya Mermerleri’ adı altında toplanarak götürülenler arasında; Nereidler Anıtı, Payava Lahdi, Harpy Anıtı, Merehi ve Aslanlı Mezar’ı sayabilir. Bu değerli eserler oldukları yerlerden tümüyle ya da gövdelerinden kesilerek büyük kasalara konulmuş. Toplamda 78 adet büyük kasa içine sığdırılan eserler bir savaş gemisine yüklenmiş, Londra’ya götürülmüş.

Xanthos Antik Kenti/Nereidler Anıtı

Bir Likya kenti olan Xanthos ya da Ksanthos kentinden alınarak götürülen anıtın M.Ö. 420- 390 yılları arasında inşa edildiği düşünülmekte. Bu görkemli anıt kazılarla gün yüzüne çıkarılmış ve İngilizler tarafından yerinden sökülmüş. Sökülen her parça götürülmek için hazırlanmış. Antalya’da yerinden sökülüp götürülen Nereidler’in olduğu yerde artık bomboş bir tepe görülmekte. Eser günümüzde British Müzesi’nde sergilenmeye devam ediyor.

Milet Antik Kenti/Agora Kapısı

Milet Antik Kenti’nin pazar yeri kapısı Aydın’ın Söke ilçesi sınırları içinde kalan Balat Köyü’ndeki kazılarla gün yüzüne çıkmış eserlerdendir. Buradaki kazı çalışmaları ilk defa dönemin Berlin Müzesi müdürü olan Schoene tarafından başlamış. Sonrasında ise bu kentteki kazılara 1896 yılında T. Wiegand devam etmiş. Burada yapılan kazılarda çok değerli eserler gün yüzüne çıkartılmış ve maalesef çıkartılan eserlerden bazıları, dönemin padişahı 2. Abdülhamid’in fermanıyla kazıyı yapanlara hediye edilmiş. Bunun üzerine yaklaşık 750 ton ağırlığında olduğu düşünülen bu görkemli kapı 1907 yılından itibaren H. Knackfuss ve T. Wiegand tarafından parça parça Almanya’ya taşınmaya başlanmış.

Pergamon Antik Kenti/Athena Tapınağı Propylonu

Milattan önce 2. yüzyılın başlarında kral 2. Eumenes tarafından Pergamon Antik Kenti’ndeki Akropolis’e inşa ettirilen Athena Tapınağı’nın propylon yapısı da yurt dışına götürülen eserlerimizden. Yapı iki kattan meydana gelmekte. Yapı 19. yüzyılda o zamanki adıyla Prusya olan şimdiki Almanya’ya götürülmüş. Bu yapı da yine Berlin’deki Pergamon Müzesi’nde sergilenmektedir.

Pergamon Antik Kenti/Zeus Sunağı

Yüzlerce medeniyete ev sahipliği yapmış yerlerden biri olan İzmir’in Bergama ilçesi sınırları içinde kalan antik Pergamon şehrinin tamamı mermerden yapılmış ve şehrin en görkemli şaheserlerinden biri olan ‘Zeus Sunağı’ artık yerinde yok. Sunağın olduğu yerde sadece 8 basamaklı temel var. Sunak, 1870’li yıllarda Alman mühendis Carl Humann tarafından o zamanlar Prusya olan bölgeye götürülmüş. Bugün ise Berlin’de bulunan Pergamon (Bergama) Müzesi’nde tüm heybetiyle sergileniyor.

Troya (Truva) Hazineleri

M.Ö. 1200’lerde yapılan Troya savaşında Akhaların başkumandanı olan Agamemnon Maskı gerçekte kendisinden 300 yıl önce yaşamış bir prense ait. Mykene’de yapılan kazı çalışmaları esnasında gün ışığına çıkan eser günümüzde Atina Milli Müzesi’nde bulunmaktadır.

Üç Güzeller Mozaiği

Athena ve Aphrodite’nin Parisin hakemliğinde İda Dağı’nda yapmış oldukları güzellik yarışmasını gösteren mozaik milattan sonra ikinci yy.’a ait olup Antakya’da bulunmuş. Günümüzde ise Paris Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir.

Beyhekim Camii’nin Çini Mozaikli Mihrabı

Konya’nın Selçuklu ilçesi Beyhekim Mahallesi’ndeki Beyhekim Camii’nin çini mozaikli mihrabı, 1907’de Almanya’nın Konya Konsolosu Dr. J. H. Loytvedin tarafından onarım bahanesiyle numaralandırılarak yurt dışına kaçırılmıştı. Eser, hala Berlin’deki Pergamonmuseum (Bergama Müzesi)’da İslam Eserleri bölümünde sergileniyor ve Türkiye’ye iadesi için 1991’de Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla başlatılan çalışmalar devam ediyor.

Hacı İbrahim Veli Türbesi Sandukası

Hoca Ahmet Yesevi’nin Anadolu’yu aydınlatmak için gönderdiği şeyhlerin torunlarından olan Şeyh Hacı İbrahim Veli’nin türbesi, Konya’nın Akşehir ilçesine bağlı Alanyurt (Maruf) köyünde bulunuyor. Türbede bulunan ve ceviz ağacının gövdesinden oyma tekniğiyle yapılmış işlemeli sanduka, 1905 yılında çalınarak Almanya’ya götürüldü. İadesi için görüşmelerin sürdüğü eser, Berlin’de Doğu Asya ve İslam Sanatları Müzesinde sergileniyor.

3 Tanrı Heykeli

Denizli’de Hierapolis Antik Kenti’nden 13 yıl önce çalınan 3 tanrının tokalaştığı 1790 yıllık tarihi eser hala bulunamadı. Karahayıt ile Hierapolis Antik Kenti arasında bulunan su yolunun güvenliğini simgeleyen Roma Dönemi’ne ait traverten kabartma, 2007 yılında kimliği belirsiz kişiler tarafından çalındı. Kesici aletler kullanılarak çalındığı düşünülen tarihi eserin bulunması için Kültür ve Turizm Bakanlığı 13 yıl önce çalışma başlatmış, eserin fotoğraflarının Interpol’ün çalıntı sanat eserleri veri tabanına kaydettirilerek uluslararası alanda aratılmaya başlanmıştır.

KAYNAKLAR:

Mehmet Önder, Anadolu’da Eski Eser Kaçakçılığı ve Kültür Soygunu, https://dergipark.org.tr/tr/downloadarticlefile692262 01.06.2021,saat:15:30

Zafer Şen, Tarihteki Ön Yargılar ve Yanılgılar, Tılsım Yayınevi, Konya, 2021

Zafer Şen, Batı’dan Doğuya Tarih- Batının Tarihi Ele Geçirişi, Tılsım Yayınevi, Konya, 2022

Raimondo Luraghi, Sömürgecilik Tarihi, Çev: Halim İnal, E Yayınları, İstanbul, 2011

Jack Goody, Tarih Hırsızlığı, Çev: Gül Çağalı Güven, İş bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019

Allan Nevins, H. Steele Commager, ABD Tarihi, Doğu-Batı Yayınları, Çev: Halil İnalcık, İstanbul, 2021

Hüseyin Kamalak, Ülkemizde Son On Yıl İçinde Yurt Dışına Çıkarılan Eserler, Selçuk Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Konya, 2009

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Bakanlığımıza Bağlı Müzeler Birimlerde Çalınan Kaybolan Kültür Varlıkları,  https://kvmgm.ktb.gov.tr/TR-195650/bakanligimiza-bagli-muzeler–birimlerden-calinan–kaybo-.html, 01.06.2021 saat:15:55

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu